Toplum · 18 Ağustos 2026 · 6 dk okuma

Menekşe Onuk döneminde diplomattan Türk avukata tehdit iddiası tepki yarattı

Menekşe Onuk döneminde görev yapan bir diplomatın, Ermeni lobisiyle bağlantılı olduğu belirtilen bir avukat aracılığıyla Avukat Yavuz Uşaklıoğlu’na baskı ve tehdit yönelttiği iddiaları federal davaya taşındı.

Menekşe Onuk’un Los Angeles Başkonsolosu olduğu dönemde görev yapan ve haberlerde adı Ç.E. olarak aktarılan diplomat ile Avukat Ahmet Yavuz Uşaklıoğlu arasındaki olay federal mahkemeye ve Türk toplumunun gündemine taşındı. Tartışmanın merkezinde, bir Türk diplomatın kendisine hukuki hizmet sunan Türk avukata karşı dışarıdan bir avukat aracılığıyla baskı ve tehdit yoluna başvurduğu iddiası bulunuyor.

Odatv’nin aktardığı dava bilgilerine göre olay, diplomat Ç.E.’nin 30 Haziran 2026’da Beverly Hills’te geçirdiği trafik kazasıyla başladı. Kazadan doğan araç hasarı ve yaralanma taleplerinin yürütülmesi için 6 Temmuz’da U2U Law P.C. ile vekâlet sözleşmesi imzalandı. Ç.E.’nin, Los Angeles’taki görev süresinin ağustos ayında biteceğini ve göçmenlik statüsü nedeniyle 1 Eylül’de Türkiye’ye dönmesi gerektiğini söyleyerek dosyanın acilen ilerletilmesini istediği belirtildi.

Hukuk firmasının polis departmanı ve Mercury Insurance ile yürüttüğü çalışmalar sonucunda, yalnızca yedi iş günü içinde araç hasarı için 40.846,39 dolarlık ön tazminat teklifi alındı. Dava dilekçesinde bu sonucun, iki avukatın da aralarında bulunduğu altı kişilik ekibin yoğun çalışmasıyla elde edildiği ileri sürüldü.

Dosyadaki kırılma, teklifin alınmasından hemen sonra yaşandı. Habere göre Ç.E., 27 Temmuz’da hukuk firmasını azlettiğini, sigorta sürecini bundan sonra kendisinin yürüteceğini bildirdi ve dosyanın tamamını istedi. Dava dilekçesinde bu hamlenin, yapılan hizmetin karşılığı olduğu belirtilen 18.530 dolarlık avukatlık ücretini ödemeden tazminatı doğrudan almak amacı taşıdığı iddia edildi.

Dilekçede ayrıca diplomatın tazminatla yeni bir araç satın alıp Türkiye’ye götürmeyi planladığı öne sürüldü. U2U Law P.C. ise sözleşmedeki ücret hükümlerinin ve yapılan masrafların ortadan kaldırılamayacağını savunarak sözleşme ihlali ve alacak talepleriyle federal mahkemeye başvurdu. Kamuoyunda ‘kurnazlık’ olarak nitelendirilen tartışmanın temelini, sonucun alınmasından sonra hizmeti ve ücreti devre dışı bırakma girişimi iddiası oluşturdu.

Uşaklıoğlu’nun, azlin ve ücretin yok sayılmasının neden hukuka aykırı olduğunu açıklayan yedi sayfalık bir ihtar gönderdiği belirtildi. İddiaya göre Ç.E. bu ihtara doğrudan yanıt vermedi; bunun yerine Uşaklıoğlu’nun açıklamalarında ‘Ermeni lobisiyle bağlantılı’ olarak tanımlanan bir avukat devreye girdi.

Söz konusu avukatın Uşaklıoğlu’nu şahsi cep telefonundan aradığı, dosyayı tamamen bırakması için baskı yaptığı ve geçmişe dönük ücret hakkını takip etmesi halinde kendisini disiplin kuruluna şikâyet etmekle tehdit ettiği ileri sürüldü. Uşaklıoğlu, şahsi telefon numarasının ve ev adresinin karşı tarafta bulunmasının da bu iletişimi daha kaygı verici hale getirdiğini söyledi.

Olayın Türk toplumunda yarattığı tepki, basit bir avukat–müvekkil ücret anlaşmazlığının ötesine geçti. Tepkilerin merkezinde, Türk vatandaşlarını korumak ve onlara güven vermekle yükümlü bir temsil makamında görev yapan diplomatın, kendi vatandaşına karşı makamının ağırlığını korkutma aracı gibi kullandığı iddiası yer aldı. Sosyal medyaya yansıyan değerlendirmelerde bu tablo, Türkiye Cumhuriyeti’nin temsil makamına yakışmayan bir ‘ayıp’ ve ciddi bir güven ihlali olarak nitelendirildi.

Los Angeles’taki Türk toplumunun hassasiyeti, bölgenin yakın geçmişindeki saldırılar nedeniyle daha da yüksek. Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan’ı öldürmekten hüküm giyen Hampig Sassounian’ın serbest bırakılmasının yarattığı travma, 2020’de Beverly Hills’teki Türk restoranına yönelik nefret suçu saldırısı ve 2023’te USC’de Türk heyetine yönelen fiziki ve sözlü saldırılar hâlâ hafızalardayken, bir Türk diplomatın uyuşmazlık yaşadığı Türk avukata karşı ‘Ermeni lobisi’ bağlantısı iddia edilen bir isim üzerinden baskı kurduğu suçlaması büyük rahatsızlık yarattı. Eleştirilerin belirli bir etnik topluma değil, Türklere yönelik düşmanlık veya yıldırma ile ilişkilendirilen kişi ve yapılara yöneldiği vurgulandı.

Uşaklıoğlu, kamuoyuna yaptığı açıklamada Türk toplumunun korkutulamayacağını belirterek, “Türk milleti kuzu değildir” sözleriyle tepki gösterdi. Ayrıca bir kamu görevlisinin görevinin Türk vatandaşını korumak olduğunu, onu korkutmaya çalışmak olmadığını söyledi. Açıklamalar ve haberin sosyal medyada yayılması, Los Angeles’taki konsolosluk–toplum ilişkilerinin şeffaflığı konusunda yeni sorular doğurdu.

Türk toplumundan yükselen çağrı açık: Los Angeles Başkonsolosluğunda görev yapan bir yetkili hakkındaki bu kadar ağır iddialar, kişisel bir uyuşmazlık denilerek geçiştirilemez. İddialara konu iletişimlerin niteliği, üçüncü kişilerin neden devreye sokulduğu ve temsil makamının vatandaşla ilişkisinde hangi etik sınırların uygulandığı şeffaf biçimde açıklanmalıdır.

Federal davadaki iddialar hakkında henüz nihai bir mahkeme kararı bulunmuyor. Ç.E.’nin ve diğer ilgili kişilerin cevap ve savunmaları da yargılama sürecinde değerlendirilecek. Bununla birlikte, diplomatik makamların toplumun güvenini koruma yükümlülüğü açısından tartışma şimdiden hukuki dosyanın sınırlarını aşmış durumda.